REEM Makaleler

Uzmanlarımız ve psikologlarımızdan son makaleler burada listelenmektedir.

Asla Büyümeyen Erkekler : Peter Pan Sendromu

Asla Büyümeyen Erkekler : Peter Pan Sendromu

İnsanlarla yakın ilişkiler kurmak hayatın gidişatı içerisinde mutlaka olması gereken, hayata anlam ve canlılık katan önemli unsurlardan biridir. Araştırmalar gösteriyor ki; özellikle partnerlerle sağlıklı bir yakın ilişki kurmak, kişinin mental ve fiziksel sağlığının daha iyi olmasını sağlayan birçok yarar sağlıyor. Ancak, bu Peter Pan sendromuna yakalanan bireylerle kurulan yakın ilişkilerin sağlıklı olması pek de söz konusu olmuyor. Bu sendroma sahip insanlarla kurulan ilişkiler genellikle sadakatsizlik, şiddet ve ekonomik zorlanmalar barındırıyor.

Peter Pan sendromu ilk olarak 1983 yılında psikanalist Dan Kiley tarafından ortaya atılıyor. Bu sendrom genellikle yetişkin bir birey olmanın getirdiği sorumlulukların ve görevlerin ortaya çıkmaya başlamasıyla meydana çıkıyor ve özellikle 25-40 yaş arası erkeklerde gözüküyor. Peter Pan sendromundan muzdarip kişiler devamlı olarak sorumluluklarından kaçmaya çalışan, hep çocuk kalmak isteyen dolayısıyla büyümeyi reddeden yetişkinlerden oluşuyor. Bu kişiler, tıpkı masalını bildiğimiz Peter Pan gibi yaşamlarını macera peşinde koşarak geçirmeyi tercih ediyor. Evlilik veya çocuk sahibi olma gibi durumlar onlara kaçılması gereken sorumluluklar olarak gözüküyor, ve bu bireyler kendilerince daha rahat ve endişesiz hayatlar sürdürmek için, bu sorumluluklardan kaçmanın yolunu genellikle ailelerinin evinde yaşamakta buluyor.

Profesör Humbles Ortega’nın araştırmasına göre, bu sendroma sebebiyet veren en önemli etken, ebeveynlerin çocuklarına karşı aşırı korumacı tutumu olarak ortaya çıkıyor. Bu bireylerin çocukluk dönemindeki bütün sorunları ebeyevnleri tarafından çözüldüğü ve sorumlulukları da yine ebeveynleri tarafından karşılandığından, bu kişiler yetişkinliklerinde sorumluluk alma ve problem çözme konusunda eksik kalıyorlar. Bu nedenle, ebeveynleri ile bu denli bağımlı bir ilişki kuran bireylerin dış dünyayı tehlikelerle dolu olarak algılaması da şaşırtıcı olmuyor.

Peter Pan sendromu, aslında “bumerang nesli” olarak bilinen, yetişkin olmanın okulu bitirme, evden ayrılma, para kazanma, evlenme ve çocuk sahibi olma gibi evrelerini tamamlayamayan bireylerde görülüyor. Ev işleri, ekonomik konular, alışveriş gibi sorumluluklar Peter Pan sendromlu bireylere yük olarak geldiğinden, bu bireyler ailelerinin evine dönerek yaşamlarını kaygısız bir şekilde sürdürmeye çalışıyor.
Sosyal ilişkilerinde Peter Pan sendromlu bireyler derin ilişki kuramama gibi problemlerle karşılaşırlar. Başka insanların ihtiyaç ve isteklerine karşı duyarsız davranırlar. Buna karşın, bu bireylerin sosyal çevreleri oldukça kalabalıktır ve arkadaşları ile planlanan hiçbir aktiviteyi kaçırmak istemezler.

Dan Kiley, Peter Pan sendorumundan muzdarip kişileri genellikle eğlenceli ve çekici kimseler olarak nitelendirmesine rağmen, ilişki içerisinde partnerini hayal kırıklığına uğratma ihtimallerinin çok yüksek olduğunu da belirtiyor. Duygusal açıdan olgunluk yakalayamayan bu kişiler, aşkı da bir sorumluluk olarak görüp çoğunlukla ilişkilerini çıkmaza doğru yönlendiriyor. Bu sendroma sahip erkeklerin çoğu romantik ilişkilerinde genellikle kendilerinde olmayan özellikleri barındıran, güçlü ve sorumluluk sahibi kadınlarla birlikte olmayı tercih ediyor. O güne kadar hayatlarındaki sorumlulukları ebeveynleri tarafından yerine getirilmiş olan bu çocuk-yetişkinler, ilişki içerisinde bir süre sonra partnerlerine anne rolü yükleyip sorumluluklarını karşı tarafa yıkmaya çalışıyor. Ve belli bir süre sonra bu rutin, ilişkide yalanların ve ihanetlerin kapısını aralamaya başlıyor.

Bu sendromdan muzdarip insanlarla kurulan ilişkilerde unutulmaması gereken en önemli şey, gerçek ve ciddi bir ilişkinin kurulabilmesi için iki tarafın da olgun ve sorumluluklarının bilincinde olan ve bunları yerine getirmekten kaçınmayan, aynı zaman da duygu ve düşüncelerini ifade ediş biçiminde dengeli davranabilen bireyler olması gerektiğidir.

Bu noktada Peter Pan sendromuna sahip erkeklerin kendi bireyselliklerini kazanabilmesi için öncelikle ailelerinin ve partnerlerinin tutumu son derece önemlidir. Ebeveynlerin çocuklarının artık bir yetişkin olduğunun farkında olup çocuğunun sorumluluklarını üstlenmekten vazgeçmesi şarttır. Bu erkekler evliyse veya bir romantik ilişki içerisindelerse, partnerlerinin de benzer tutumu sergileyip anne kimliğine bürünmeyi bırakıp karşı tarafın sorumluluklarını yerine getirebilecek bir birey olduğunu hissettirecek davranışlarda bulunmaları gerekir.

Uzm. Klinik Psk. Ezgi Demirer
Uzm. Klinik Psk. Nadide Işıklılar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir