REEM Makaleler

Uzmanlarımız ve psikologlarımızdan son makaleler burada listelenmektedir.

Fanatizm, Holiganlık ve Spor

Fanatizm, Holiganlık ve Spor

Sahalarda sık sık ; ‘’ölmeye ölmeye geldik’’ gibi sloganları sık sık duymaktayız. Bu sonuçta bir spor oyunudur. Yenmekte var yenilmekte. Önemli olan engin spor hoş görüsü ile sporun güzelliklerini görmek ve neticeye bakmaksızın her türlü sonuçtan zevk alabilmektir. Bir spor oyununu ölmekle, ölüme gidişle ve buna benzer terminoloji ile dile getirmek fanatizm ve holiganlıktır.

Fanatizm, takıntılı bir coşku, kontrolsuz bir heyecan eşliğinde, bir davaya, politikaya, bir konuya ya da bir spora, genel sosyal normları hiçe sayacak derecede aşırı bağlanma halidir. Bir diğer deyişle psikopat derecesinde bencilliktir. Herhangi bir nesne ya da olgu ya bağımlılığın fanatizm olup olmadığını anlamak için eleştiriye tahammül durumuna bakmak lazım. Eğer eleştiriyi tolere edemiyorsa yani eleştiriye dayanamıyorsa ve tepki gösteriyorsa bu bağımlılık fanatizmdir. Eleştiriyi kabul etmese bile akli selim ile dinleyebiliyorsa ve tepki vermiyorsa bunun adı fanatizm değildir. Dolayısıyla bir şeyi heyecanlı ve coşkulu tarzda sevmek onu desteklemek eleştiriye açık olmak şartı ile fanatizm değildir. Ancak burada şunu söyliyelim ki, sağduyulu olmayan ve hakeret içeren eleştirilere tepki göstermek fanatizm değildir. Fanatik kişi, farklılığın bir zenginlik olduğunu bilmez o peşinden koştuğu sabit fikrinden asla ödün vermez. Buradaki esas olay, bir dava peşinden gitsek bile o davaya eleştirisel mesafeye sahip olup olmadığımızdır. Fanatik kişi de hiç bir esnekliği olmayan sabit fikirlilik söz konusudur. Doğru bildiği ya da sandığı şeye tüm bedeni ruhu tüm hayatı ile sıkı sıkıya bağlıdır. Adeta o şeyle kendini özdeşleştirmiştir. O varsa kendi var o yoksa kendisi de yok gibi düşünür. Takımı kötü sonuç aldığında; hayatın sonu gelmiş gibi her şey bitmiş. artık hayatın bir anlamı kalmadı gibi düşünebilir.

Normalde skora endeksli bir taraftarlık olmamalıdır. Sonuç ne olursa olsun seyirden ve rekabetten zevk almaya çalışmalıyız. Spordaki güzelliklere odaklanmalı, eğer bir futbol takımına sempatimiz varsa maçların üç ihtimalli sonuçlar verdiğini ve her sonucu kabullenmemiz gerektiğini düşünmeliyiz. Özellikle spor yorumcularının da skora yönelik değil oyundaki güzellikleri ve spor ahlakını öne çıkaran bir anlayışı öne almaları gerekmektedir.

Elbetteki sempati ile yaklaştığımız, desteklediğimiz bir klüp ya da takımımız olacaktır. Takımımız kazanınca sevinecek, kaybedince üzüleceğiz. Ancak takımızın yenilgisini engin bir hoş görü ile karşılama yetisine sahip olmalıyız. Alınan kötü sonuçlar, hiç bir şekilde iş ve sosyal hayatımızı olumsuz etkilememelidir.

Sportif oyunlar, dünyanın her yerinde büyük ilgi çeken olaylardır. Bu oyunlar arasında futbolu ayrı bir yere oturtmak gerekir. Dünyanın hemen her bölgesinde en çok ilgi çeken spor dalının futbol olduğu açıktır. Bunun sonucu olarak en çok seyircisi dolayısıyla da en çok fanatik seyircisi olan spor dalı yine futboldur.

Sporda fanatizm ve holiganlık boyutunu daha çok kişilik sapmalarında görmekteyiz. Psikopatik ve antisosyal kişilik bozukluğu olanlar, taraftarlık boyutunu fanatikliğe ya da holiganlığa taşırlar. Bu kişiler normal hayatlarında da geçimsiz, uyumsuz, kavgacı, toplum normlarına direnen, her türlü öneriye ve eleştiriye kapalı, sorumluluk duygusu olmayan, empati kuramayan, cezai yaptırımlara aldırmayan, saygısız katı tiplerdir. Maçlarda olay çıkaranlar, çeşitli saldırı ve yaralama girişimlerinde bulunanlar, rakip taraftara adeta yaşama hakkı vermeyen kişiler, gizli ya da aşikar psikopatik ya da antisosyal kişilik bozukluğuna sahip kimselerdir. Özellikle alkol kullanımı bu kişilerin saldırganlık duygularını daha belirgin ve kontrolsuz hale getirir. Zaten mevcut olan dürtü kontrol bozukluğu daha baskın hale gelir.

Bazı kişiler, tuttuğu takımı kendi öz saygısı ve benliği ile bütünleştirir. Kendi zayıf benliklerini ve pozisyonlarını tuttuğu takımın başırısı ile kapatmaya çalışırlar. Takımı başarılı olunca özbenliğinin de yükseldiğini düşünür. Ayaklarının yere daha sağlam bastığını daha güçlü olduğunu hissederler. Takımının her maçına giderek, her etkinliğine katılarak, tüm oyuncuların mevkilerini , özelliklerini, özel hayatını bilerek, kendilerini takımdan bir parça gibi görürler. Oyunu adeta kendileri oynuyormuş gibi hissederler. Bu aidiyetlik duygusu ile özbenlik saygınlığı, takımın başarısına göre azalıp çoğalabilir. Takımı başarısız olunca kendini yalnız hisseder, özsaygısı zedelenir. Kendine güveni sarsılır. Netice de derin bir anksiyete ve kaygı oluşur. Psikopatik antisosyal kişilik bozukluğu olan fanatiklerde bu anksiyete ve kaygı bozukluğu, agresif hareketlere ve saldırganlığa neden olabilir. İşte kaybeden takımın taraftarının koltukları kırması, sahaya yabancı maddeler atması bu nedenlerdendir. Kendini takımı ile özdeşleştirdiği için, rakip taraftar ile karşılaştığında onlara baskın çıkmanın takımının kazanması ile eşdeğer olduğunu düşünür. Böylece fanatiklerin tetiklediği kitlesel olaylar gelişebilir.

Genelde maç izlerken bağırıp çağıran, küfür eden insanlar, stadlarda desarj olduklarını ve bu psikolojik boşalımın gerçek hayatta daha sakin olmalarını sağladığını iddia ederler. Halbuki bilişsel psikologlara göre herhangi bir yerde ya da konuda saldırganlık ve taşkınlık gösteren kişinin diğer zamanlarda bu psikolojik sapmalarında bir azalma olmaz. Aksine böyle bir davranış profili onda bir davranış kültürü oluşturabilir. Dolayısıyla ben maçlara giderim bağırırım çağırırım rahatlarım bahanesi yanlıştır.

Peki, fanatizmi önlemek için neler yapabiliriz;

** Bazı çevrelerin hiç bir şekilde bazı taraftar gruplarına, amigolara para bilet vs gibi yardımlarda bulunmamalıdır. Böyle destek alan taraftar kitlelerinin, aldıkları desteğin hakkını vermek için abartılı bir çabaya girmeleri ve dolayısıyla istenmeyen holiganvari sonuçların ortaya çıkması kaçınılmazdır.

** Müsabaka sonraları, antranör ya da oyuncuların “Elimizden gelen her şeyi yaptık. Ama mücadele edemeyeceğimiz güçler vardı” gibisinden beyanatlar vermemelidir. Böyle söylemler taraftarı fanatizme götürebilir. Belki de maç sonraları röportajlara son vermek gerekmektedir. Çünkü yenilen taraf, bunun verdiği acı ve kızgınlıkla pek doğal olarak bir çok şeyi suçlayabilir bu ise biz yenilmedik saha dışı oyunlara mağlup olduk gibi söylemler akla getirerek taraftarı provake edilebilir.

** Müsabaka oynanırken, oyuncuların hakem kararlarına karşı seyirci kışkırtacak el kol hareketlerine kalkışmamaları gerekmektedir. Yine abartılı sakatlanma sahneleri de seyirci tahrik edebilmektedir. Kanaatimce hakemlerin bir yeri kırılmış gibi çok abartılı görüntüler veren, yerlerde yuvarlanan, taklalar atan, feryatlar atan bu davranışı ile rakip takıma kötü tezahürata neden olan ama bir dakika sonra hiç bir şey olmamış gibi kalkıp oyuna devam eden oyuncuları sportmenliğe aykırı hareket ettikleri için cezalandırmalıdır.

** Yöneticilerin de, söylemlerinin zincirleme olumsuz sonuçlara sebep olacağını düşünerek, her ne olursa olsun yöneticilik sorumluluğunun bilincinde olarak, taraftar gruplarını tahrik etmeyen hoş görülü yumuşak mesajlar vermelidir.

**Alkol, fanatizmi tetikleyen en önemli etkileyen faktörlerden biridir. Bazı taraftarlarda dürtü kontrol bozukluğuna neden olarak agresif ve taşkın hareketlere neden olabilir. bu yüzden nasıl trafikte 0,5 promilin üzerindekiler trafikten men edilip ehliyetlerine el koyuluyorsa aynen böyle bir uygulama gibi belli bir promilin üstünde alkollu olanlar sahalara alınmayabilir. Bu uygulama ile güvenlik birimleri ,şüpheli gördüğü kişileri alkolmetre ile test ederek seyirden men edebilirler. Böylece hem seyir esnasında taşkınlıklara bir nebze olsun engel olunur hem de kadın ve çocukların daha çok maçlara gelmeleri temin edilebilir.

** Hiç şüphesiz ki sporu ve futbolu önemli hale getiren ve cazibe merkezi yapan taraftardır. Bu nedenle tribünlerde bir kaç kişinin yaptığı fanatikliklerden dolayı tüm seyirciyi cezalandırmak kolaycılığa kaçmaktır. Her zaman sahalarda takımının sahasının kapanmasına aldırmadan eylem yapacak sadist fanatikler olacaktır. Eğer bireysel ceza yerine kitlesel ceza tercih edilirse bu sadist kişilerin ekmeğine yağ sürmüş oluruz. Çünkü bu sadist holiganlar eylemlerinin ses getirmesinden ve etkili olmasından büyük haz duyarlar. Bu nedenle kim hata yapıyorsa sadece o cezalandırılmalıdır. Bu kişiler gerekirse 1 sene, 2 sene sahalardan uzak tutulmalıdır.

**Fanatizmi önlemede en önemli görev, spor medyasına düşmektedir. Gerek yazılı basın, gerek görsel bazın ve gerekse internet medyası sorumlu davranmalıdır. Uludağ ve inönü üniversitelerinin yaptığı ortak bilimsel araştırmaya göre spor gazeteleri taraftarı fanatizme teşvik etmektedir. Bu araştırma 10 sene önce yapılmıştır. Ve günümüzde de geçerliliğinin olup olmadığını bilmemekle beraber pek değişen bir şeyin olmadığını düşünmekteyiz. Yine bu incelemeye göre spor dergileri daha sorumlu davranmakta ve fanatizme prim vermemektedir. Özellikle gazete manşetleri çok önemlidir. Okuyucunun bilhassa manşetlerden etkilendiği, manşette kulanılan yazının puntosu ne kadar büyükse o kadar etkili olduğu düşünülmektedir. Gazete sahiplerinin ve yöneticilerinin tiraj kaygısından uzaklaşarak manşetleri yumuşatmaları ve fanatizme prim verilmesini önlemeleri gerekmektedir. Haber kısırlığı olan yaz sezonlarında asparagas transfer haberlerine yer vermemeli, yapılan transferleri abartıya kaçmadan okuyucuya aktarmalıdır. Adı şanı duyulmadık bir oyuncuyu, bir yıldız transfer edildi diye aktarmak, taraftarın takımlardan beklentisini arttırmakta sürekli kendi takımı hakkında abartılı haberleri okuyan kişiler, kendi takımlarının şampiyon olacağı konusunda şartlanmaktadır. Kendi takımının başarılı olacağı konusunda iyice yüklenen ve şartlanan taraftarın kötü sonuçlarda tepki vereceği aşikardır. Bu nedenle fanatizmi engellemek için spor basını taraftara gereksiz abartılı yükleme yapmamalıdır.

** Televizyonlarda spor yorumcuları da görüşlerini açıklarken dikkati olmalıdır. Ön yargılı keskin ifadelerden kaçınmalıdır. Yorumcular, kendilerini izleyen binlerce taraftarın içlerindeki muhtemel fanatizmi tetikleyebileceklerini unutmamalıdırlar.

Netice itibariyle, fanatizm spor zevkini öldüren, eğlenceye anarşi bulaştıran toplumsal bir hastalıktır. Bu hastalıkla herkesin her kesimin topyekün mücadele etmesi şarttır. Bu konuda özellikle medya sektörüne büyük görevler düşmektedir.

Dr. Mehmet Yavuz
REEM Nöropsikiyatri
Web : http://www.reemnp.com

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir