REEM Makaleler

Uzmanlarımız ve psikologlarımızdan son makaleler burada listelenmektedir.

Like Sayısı Kim Olduğunu Söylemesin

Like Sayısı Kim Olduğunu Söylemesin

Çağımızda sosyal medya yaşamlarımızın ayrılmaz bir parçası haline geldi. Sosyal medya insanların bilgi paylaşımı için geniş bir platform yaratıyor ve bu sayede dünyanın dört bir yanından insanlar birbirleriyle kolayca iletişime geçebiliyor. Dünyanın en çok kullanılan sosyal medya sitelerinden biri olan Facebook’un 2015 yılının başında yaptığı duyuruya göre, site ayda 1.44 milyar aktif kullanıcıya ulaşıyor ve bu kullanıcıların %65’i Facebook’u her gün aktif şekilde kullanıyor. Facebook haricinde Twitter, Intstagram ve LinkedIn de iletişimde önemli güce sahip sosyal medya sitelerinden. Ulaştığı geniş kitleyle sosyal medya; bilgiye erişme, network kurma ve arkadaşlarla irtibat kurma gibi konularda kullanıcılara büyük olanaklar sağlıyor. Ancak tüm bu avantajlarının yanında, sosyal medyanın kullanıcılarının psikolojik sağlığını ve iyi oluşunu etkileyen bazı diğer faktörler de var.

Sosyal medya siteleri kişilere yüksek oranda kendileri hakkında bilgi paylaşma alanı sunuyor. Bu alan, kişilerin hangi yemeği yediği ve kimlerle görüştüğü gibi basit şeylerden, kişilerin duyguları ve düşünceleri gibi daha özel şeylere uzanabiliyor. Sadece Facebook ya da Instagram gibi sitelere giriş yaparak, insanlar arkadaşlarının ve ailelerinin hayatlarıyla ilgili güncellemeleri kolayca takip edebiliyor. Benzer şekilde, birbirlerinden kilometrelerce uzakta olan sevdiklerini paylaşılan günlük hikayelerden görebiliyor. Sosyal medya insanlara kendilerini istedikleri gibi sunmaları için bu kadar kolay bir fırsat yaratırken, bu tip bir medya insanların psikolojik sağlığı üzerinde çok büyük bir etkiye sahip oluyor. Bireylerin bunun farkında olup olmaması fark etmeksizin, sosyal medya kullanma alışkanlıkları kişilerin öz saygı seviyelerini etkiliyor. Coopersmith’in tanımına göre kısaca öz saygı, bireyin kendisi ile ilgili olarak yaptığı ve geleneksel olarak sürdürdüğü değerlendirmelerdir. Diğer adıyla benlik saygısı, bir onay tutumunu ifade eder ve bir bireyin kendini yeterli, başarılı, önemli ve layık olduğuna inandığı dereceyi belirtir. En kısa haliyle öz saygı, insanların kendi değerlerine yönelik tutumudur, kendini ne kadar sevdiği ve kendi hakkında ne kadar olumlu bakışa sahip olduğudur.

İsveç’teki Gothenburg Üniversitesi’nin 335 erkek ve 676 kadın katılımcıdan oluşan araştırma sonucuna göre, Facebook kullanımı ve benlik saygısı arasında negatif bir ilişki bulunmuştur. Yani, Facebook’u daha çok kullanan bireylerin daha düşük özellikli bir benlik saygısına sahip olduğu sonucu açığa çıkmıştır. Bunun tahmin edilen en önemli sebebi, günümüzde sosyal medya sitelerinin kişilere çok fazla sosyal karşılaştırma imkanı sunmasıdır. Yine benzer araştırmaların sonucuna göre, kişinin profili üstünlük karşılaştırması içerdiğinde, kişi daha düşük öz saygı ve öz değerlendirme taşımaktadır. Diğer bir deyişle, eğer kişi hedefin kendisinden daha üstün olduğunu düşünüyorsa, daha düşük özgüvene sahip oluyor. Çünkü bu tür bir karşılaştırmada insanlar daha çok kendi eksik yönlerine ve kısıtlamalarına odaklanırlar, bu da daha düşük bir özgüvene yol açar.

İnsanlar daha geniş sosyal standartlara dayanan öz değerlendirmelere eğilimlidirler, ki bu genelde kendiliğin aşağılanmış derecelendirmelerine yol açar. Sosyal medya, kullanıcılarının online olarak maruz kaldıkları bilgilere dayanarak kendi standartlarını oluşturmasına ve sonuç olarak bu standartlarla karşılaştırmasına olanak sağlayan bir uyaran işlevi görüyor. Bu şekilde sadece insanların birbirini nasıl algıladığını değil, aynı zamanda insanların kendilerini de nasıl algıladığını uçsuz bucaksız bir şekilde etkiliyor. İnsanlar sosyal medyada gönderilerini kendilerini yönetiyorlar. Bu da kişilerin kendi imajlarını pozitif etkileyecek içerikleri sunmayı tercih etmesini ve aynı şekilde istenmeyen içeriklerin paylaşımını engellemesini kaçınılmaz kılıyor. Bu şu anlama geliyor: sosyal medya kullanıcıları hayatlarındaki mutlu ve güzel anları seçerek paylaşma eğilimindeler. Bu da kullanıcıların, diğer insanların ideal ve “sanal” yaşamlarını kendi gerçek yaşamlarıyla kıyasladıkları anlamına geliyor. İnsanlar sosyal medyada gördükleri kısa anlara bakarak, o insanların yaşamlarının her zaman bu şekilde eğlenceli ve mutlu geçtiği kanısına varıyorlar.

Zuo 2014 yılında yaptığı araştırmalarda sosyal karşılaştırmanın düşük öz güven ve negatif psikolojik durum ile birebir alakalı olduğunu bulmuştur. Ayrıca, bu araştırma Facebook’u günlük olarak daha çok kullanan bireylerin, kendisini diğer bireylerle daha çok kıyaslama eğiliminde olduğunu kanıtlamıştır. Yine İngiltere’de 2015 yılında 112 kadın katılımcı ile yapılan bir araştırmanın sonucu gösteriyor ki, Facebook gibi uygulamaları sık kullanan kadınların çoğu kendilerini sürekli diğerleri ile kıyaslayıp, dış görünüşlerinden memnun olmadıklarını dile getiriyorlar.

Sosyal medyada geçirilen süre ile depresif belirtiler arasında pozitif bir korelasyon olduğunu kanıtlayan diğer araştırmalar da mevcut. Bir düşünün; sosyal medyada yaptığımız gönderilere az “like” geldiğinde ya da paylaştığımız hikayeler az görüntülendiğinde nasıl hissediyoruz? Birçok insan bu sebeplerle kendini yetersiz, eksik ve devamında değersiz hissediyor. Yani, bir insanın sosyal medyada harcadığı vakit arttıkça, insan o kadar çok yetersizlik ve değersizlik duygularına kapılabiliyor. Bu da sonucunda depresyona sebebiyet veriyor.
Peki, biz günlük hayatta sosyal medya kullanımını azaltmak için neler yapabiliriz?

  • Bir işle meşgul iken, telefonumuzu diğer odada bizden uzakta bırakabiliriz.
  • Eğer günün her dakikası sosyal medya hesaplarımızı kontrol ediyorsak, bunu ilk etapta en azından yarım saatte bire indirmeyi deneyebiliriz.
  • Sosyal medya hesaplarımızı kontrol etmek aklımıza geldiğinde bunu ilk başta 5 dakika ertelemeyi deneyebiliriz.
  • Bu süreyi zamanla arttırarak 10 dakika, 15 dakika ve sonunda 25 dakikaya çıkarabiliriz. Zamanla bu hesapları kontrol etme arzunun söndüğünü fark edeceksiniz.

Bunlara ek olarak, diğer insanların bizi nasıl algıladığının bizim gerçek değerimizi belirlemediğini ve sosyal medyada gördüğümüz şaşaalı hayatların her zaman gerçeği yansıtmadığını, sanal olduğunu kendimize sık sık hatırlatmalıyız. Ve unutmamalıyız ki, aldığımız “like” sayısı aslında bizim hakkımızda herhangi bir şey ifade etmiyor.

Uzm. Klinik Psk. Ezgi Demirer

Uzm. Klinik Psk. Nadide Işıklılar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir