REEM Makaleler

Uzmanlarımız ve psikologlarımızdan son makaleler burada listelenmektedir.

Nazar Değmesi Doğru mudur?!

Nazar Değmesi Doğru mudur?!

Hayranlık ve aşırı beğenme esnasında biraz da kıskançlığın etkisi ile gözlerden yayılan şuaların meydana getirdiği ve genelde bakılan nesnelerin bozulması, kırılması ya da eger insansa sağlının bozulması şeklinde tezahür eden olaylar, halk arasında nazarla açıklanmaktadır.

Nazar etkisinin ve gözden yayılan ışınların doz ve oranının insanların KIZGIN, SİNİRLİ, HEYECANLI ve KISKANÇ anlarında daha da arttığı ve tahrip gücünün yükseldiği tahmin edilmektedir.. Bu güç, renkli gözlü insanlarda diğer göz renklerine sahip insanlara nazaran daha artmakta ve tehlikeli olmaktadır.

Bioenerji ile çeşitli hastalıkların tedavi edildiğini ya da edilmeye çalışıldığını hepimiz bilmekteyiz. Bioenerji gerçeğini artık yavaş yavaş modern tıpta kabul etmeye başlamıştır. Şurası bir gerçek ki vücuttan henüz ne olduğunu anlayamadığımız bir enerji yayılmaktadır. O halde neden gözden de, elektromanyetik, ultraviyole, kızılötesi ya da morötesi gibi ışınlar yayılmasın. Bu olgudan hareketle bugün nazarı reddeden bilim adamlarının daha ihtiyatlı ve toleranslı davranmaları gerektiği inancındayım.

Nitekim Bazı insanların çok beğendikleri insanlara veya mallara, bakışlarıyla ve sözleriyle zarar verdikleri tarih boyunca görülmüş bir gerçektir. Siz de kendi hayatınızda, durup dururuken bardağınızın kırıldığına, vazonuzun veya aynanızın çatladığına, yeni aldığınız ve üzerine titrediğiniz bir eşyanın durup dururken bozulduğuna şahit olmuşsunuzdur. Veyahut da kendinizi çok sıhhatli ve zinde hissettiğiniz bir anınızda birderbire halsizleşip, sebepsiz bir yere hastalandığınız olmuştur. Tüm bu olayların nedeni ve sebebini bilmediğimiz nazar etkisi olsa gerektir.

Nazar olayına, dünyanın her tarafında çok eski çağlardan beri inanılmaktadır. Hatta cahiliye döneminde nazar değmesi çok meşhur bir kişi, iki gün aç bırakıldıktan sonra koskoca koyun ya da deve sürülerini nazarla telef edebilecek bir güce sahipmiş. Bu kişiyi müşriklerin peygamber efendimizi nazarla öldürmesi için kiraladıkları ancak Allahın yardımı ile muvaffak olamadıkları sahabeler tarafından bildirilmektedir. Her şeye rağmen, gerek folklor olarak gerekse dînî bir inanç olarak, dünyanın hemen her yerinde milyonlarca insan nazarı tanımakta ve ona inanmaktadır. Nazarla ilgili olayları anlatan haberler de tevâtür derecesine ulaşmaktadır. Nazarın mahiyetinin bilinmemesi, onu inkâr etmeyi gerektirmez. Nitekim mahiyeti henüz anlaşılmamış nice olaylar vardır.

Nazardan korunmak için kullanılan mavi boncuk gibi şeylerin de paratoner vazifesi yaparak, gözlerden yayılan zarar verici ışınları emerek zarar vermelerini önlediklerini düşünmekteyiz.

Her şeye rağmen modern tıp ve bilim adamları nazarı kabul etmekten henüz çok uzaktırlar. Ama bildiğimiz bir şey varki; Taoizm’e sırtını dayamış Geleneksel Çin Tıbbı Teorisi vücutta içerisinde Chi denen hayatî gücün dolaştığı, her biri belli iç organlara tekabül eden enerjetik kanalların varlığı fikrinden hareketle son derecede sofistike, karmaşık ve kendi içerisinde tutarlı bir “tıp metodolojisi ve epistemolojisi” kurmuştu ve buna dayanarak uygulanan akupunktur ve benzeri tedavilerin belli durumlarda işe yaradığı Batı’ da da kabûl görmekteye başlamıştır. Halbuki modern tıp, uzun süre alternetif tıppın akupunktur söylemine karşı çıkmış ve kabul etmemekte direnmiştir. Bu yüzden metodolojik olarak nazar ve nazar etkisinin, belki de ilerde kabul görmesi mümkün olabilecektir.

Nitekim alternetif çin tıbbı teorisine göre vücutta içerisinde Chi denen hayatî gücünün dolaştığı, her biri belli iç organlara tekabül eden enerjetik kanallarla bu gücün bünyeyi sağlam ve dinç tuttuğu iddia edilmektedir. Ama chi adı verilen hayat gücü, hiç bir zaman somut olarak ortaya konamamıştır. Bugun tıp dünyasında akupunktur kabul gördüğüne ve hatta akupunktur tedavisi ile alakalı bilim dalları geliştirdiğine göre, biz objektif ve somut kavramlar dışında başka paramedikal alanlarla ilgilenmiyoruz demeleri, acaba bir tezat ve zıtlık değil midir?.

Öyle sanıyorum ki, bir gün müsbet ilimler, gözle görülmeyen, elle dokunulmayan subjektif hadiseleri de kabul etmek zorunda kalacaktır.

Dr. Mehmet Yavuz
REEM Nöropsikiyatri
Web : http://www.reemnp.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir