Antik Çağdan Günümüze Değişmeyen Tek Gerçek; Yalan

Bana Trafikteki Duruşunu Söyle, Sana Kim Olduğunu Söyleyeyim
24 Haziran 2019
Suçlu Bulundu: Genler
24 Haziran 2019
Tümü

Antik Çağdan Günümüze Değişmeyen Tek Gerçek; Yalan

Yalan söylemek; doğru olmayan bir söylemi ya da inancı, bir başkasına aktarmak için kasti olarak yapılan, başarılı ya da başarısız çaba girişimidir. Yani burada hedefteki kişi ya da kişileri aldatmak için bilinçli pozitif bir eylem vardır. Diğer taraftan yalanın var olabilmesi için doğrunun bilinebiliyor olması da gerekmektedir.

Yalanın alt başlıklarını da kısaca ifade edecek olursak; gerçeğin tamamen inkar edildiği kaba yalanlar, gerçeğin kısmen değiştirildiği yalanlar, gerçeğin abartıldığı yalanlar, kibarlık veya beğeni kazanmak için söylenilen gizli yalanlar. Bir de karşıdaki kişiyi incitmemek ve yaralamamak için söylenilen beyaz yalanlar.

Kimler daha çok yalan söyler?

Anti sosyal kişilik bozukluğu olan kişiler sürekli yalan söyleme, kişisel çıkarı ve zevki için başkalarını kandırma, dürüst olmama eğilimindedirler. Sosyal yönü gelişmiş dışa dönük kişilerin, daha çok yalan söylediği düşünülmektedir. Ayrıca, sosyal iletişim becerileri güçlü, detaycı ifade etme becerisi olan, ince düşünen kişilerin yalan söyleseler dahi yalan söylediklerini çok belli etmedikleri ortaya çıkmıştır.

En çok kadınlar mı yoksa erkekler mi yalan söylüyor?

Bu konu tartışmalıdır. Bazı çalışmalarda kadınların erkeklere göre daha başarılı bir şekilde yalan söylediklerine dair bulgular elde edilmişken diğer bazı çalışmalarda ise cinsiyetle ilişkili bir farklılık bulunmadığı rapor edilmiştir. İlk olarak yalan oranlarına bakıldığında erkeklerle kadınların arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Kadınlar, girdikleri sosyal etkileşimlerde erkeklerle aynı oranda yalan söylemektedirler. Kadınlar erkeklere kıyasla daha çok başkasına yönelik ve daha az kendine yönelik yalan söylemektedirler. Yani kadınlar bir araya geldiklerinde başkaları ile alakalı daha çok yalan söylemekteler.

Erkeklerde ise kendi varlığına yönelik yalan oranının, başkaları için söylenen yalanlardan 3-5 misli daha fazla olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla erkekler daha çok kendine yönelik, kadınlar ise bas¸kasına yönelik yalan söylemektedirler. Burada şunu belirtelim ki, alkol kullanımı yalan söyleme de tetikleyici bir unsur olmaktadır. Özellikle bazı erkeklerin alkol kullanımı esnasında kendi şahıslarıyla alakalı abartılı yalan söylediklerine hemen hepimiz şahit olmuşuzdur. Bununla beraber benim kişisel kanaatim; erkekler daha çok yalan söyler ama kadınlar daha iyi yalan söyler. Dolayısıyla kadınların daha donanımlı ve inandırıcı yalan söylediklerini ifade etmemiz hiç de yalan olmaz.

Bir anne-baba evde devamlı yalan söylüyorsa çocuk da yalana alışabilir mi?

Çocuk birçok davranışı rol-model şeklinde ebeveynlerinden gözlemleyerek alır. Yalan söyleme davranışı da bu şekildedir. Her çocuk saf ve temiz olarak dünyaya gelir. Yalan söylemede genetik aktarımın bir rolü olmaz. Anne-baba kardeş ve çevre ilişkileri belirleyici unsurdur. Çocuk anne ya da babanın veya kendisine rol model olan abi ve ablaların ya da çevresindeki arkadaşlarının zor durumda kalıp sıkıştıkları dönemlerde yalanlarına şahit oluyorsa, bunu bir savunma ve kaçınma davranışı olarak benimseyebilir.

Ebeveynler günlük hayat içerisinde yalan söyleme davranışının kötü olduğunu, çocuğun anlayabileceği şekilde davranışlarında göstererek anlatmalıdır. Diğer taraftan bir çocuğun yalan söyleyip söylememesinde ailenin güven verici tutumu da önemlidir. Güvensiz bir ortamda yetişen çocuğun hem kendini hem ilişkilerini yönlendirmek için yalanı bir hayat tarzı olarak benimseyip, bunu daha üst bir kimlik ve konum elde etmek için kullanabilir.

Yalan söylemek zeka mı gerektirir mi?

2 yaşındaki çocukların sadece beşte biri, yalan söyleyebilmektedir. 4 yaşına gelindiğinde ise bu oran yüzde 90’lara ulaşmaktadır. Yani 4 yaşına gelindiğinde çocukların büyük çoğunluğu, yalanı söylemeyi öğrenmektedir.

Bu arada şunu belirtelim ki; Anne ve babalar, çocukları yalan söylediğinde telaşa kapılmamalıdırlar. Bu onların patolojik birer yalancıya dönüşeceği anlamına gelmez. Aksine onların gelişme süreçlerinde yeni bir aşamaya ulaştıklarının bir işaretidir.

Ayrıca beyin gelişimi daha üst düzeydeki çocukların, söyledikleri yalanları daha kolay örtbas edebilmektedirler. Burada şunu belirtelim ki, çocuklarda olsun erişkinlerde olsun yalan becerisi, matematiksel zeka (IQ) ile değil daha çok sosyal zeka (EQ) düzeyi ile alakalıdır. Sosyal zeka düzeyi ne kadar yüksekse, söylenen yalanın inandırıcılığı da o kadar ikna edici olmaktadır. Dolayısıyla zeka düzeyi, sadece yalanın inandırıcılığı ve ikna ediciliği ile doğru orantılı olup, zeki olmayanlar da yalan söyleyebilir.

Yalan makinesinin temeli nedir?

Araştırmacılar, yüz ifadelerinin ve sözel ipuçlarının, beden hareketleri ve sesin tonuna göre daha kontrol edilebilir olduğunu ileri sürmüilerdir. Buna göre, beden hareketlerini ve sesin tonunu kontrol etmek zor olduğu için insanlar bu kanallardan sızıntı ipuçları yoluyla yalan söylediklerini daha kolay bir iekilde hissettireceklerdir.

Bazı çalışmalar, davranışsal ipucu olarak sadece sözel ipuçlarını (Ses tonu, sesin perdesi, yanıt verme süresi, konuşmanın içeriği gibi), bazıları ise sözel olmayan ipuçlarını (Göz teması, yüz mimikleri, gülümseme ve vücut hareketleri gibi) araştırmışlardır. Zaten ‘Yalan makinesi’ de konuşma esnasında sözel ipuçlarını ve bedensel tepkimeleri değerlendiren testlere bakılarak geliştirilmiştir. Nitekim yalan söyleme esnasında ses perdesinin değişmesi, terleme, ellerde titreme, nabzın yükselmesi gibi bedensel tepkimeler, elektronik cihazlarla tespit edilebilmektedir.

Bizim kanaatimize göre, yalan söyleyenlerin bas¸arılı ve inandırıcı olmak için davranıs¸larını kontrol etme çabaları, onları ele verebilecek ipuçlarına götürmektedir. Yalan söyleyenlerin davranışları ile doğal hallerini muhafaza edememeleri önemli bir göstergedir. Ayrıca, bu kişilerin davranışlarının bütün yönlerini aynı anda kontrol etmedeki başarısızlıkları, sözel ve sözel olmayan davranışlarında tutarsızlığa neden olmaktadır.

Karşımızdakinin yalan söylediğini en kolay nasıl anlarız?

Yalan söyleyen insan, konuştuğu kimseyle göz göze gelmemeye çalışır. Göz göze gelmemek için gözler daha çok sağa ve sola kayar. Kirpikler daha fazla açılıp kapanır. Yalanı anlaşılmaması için konuştuğu insanın yüzüne ve gözlerine içine bakmamaya çalışır. Çocukların yalan söylediklerini düşündüğümüz zaman yüzüme ve gözlerimin içine bak dememiz buradan gelmektedir. Yalan söyleyen kişi konuşurken gözleri belli bir noktaya diker. Eğer gözler yere doğru belli bir noktaya bakıyorsa geçmişle, gözleri tavanda bir noktaya doğru bakıyorsa gelecekle ilgili yalan söyleme eğiliminde olduğunu gösterir. Ayrıca yalan söyleyen insanın yanaklarında ve kulaklarında hafif hafif kızarmalar oluşur.

Nasıl ki utanan ve üşüyen insanın yanak ve kulakları kızarırsa yalan söyleyenin insanında yalan söylediği zamanda vücudun en hassas noktası olan yanak ve kulaklarda da kan dolaşımına bağlı olarak kızarmalar olacaktır. Yalan söyleyen kişi sorulara kısa ve kestirme cevaplar verir. Daha çok evet, hayır, herhalde, bilmiyorum gibi cümleler kurar. Bu şekilde kestirme cevap vermelerindeki amaç fazla konuşarak yalanının ortaya çıkmamasını sağlamaktır. Eğer bir çocuk yüzünü çevirerek ya da sırtını dönerek konuşuyorsa, büyük ihtimalle yalan söylüyor demektir.

Ayrıca çok bilinen gözlenebilir bir davranış da kişinin çok kere yüzüne dokunmasıdır, her insan konuşurken yüzüne dokunabilir fakat yalan söyleyen insanlar farkında olmadan birkaç kez aynı davranışı tekrar edebilir. Örneğin, kişinin burnuna veya göz çevresine dokunması, elini çenesine koyup bir süre sonra tekrarlaması tipik davranış örüntüleridir. Tüm bunların altında yatan sebep kişinin kaygı düzeyinin yükselmesidir. Yalan söylemek genelde beynin sağ hemisferinin organize ettiği bir davranıştır. Beyin ile beden arasında çapraz bir ilişki olduğundan ve bedenin sol tarafını sağ beyin idare ettiğinden yalan söyleyen kişi de sol el ve ayak hareketlerini daha yoğun görebiliriz.

Bir kişi yalanlarıyla kendisini de inandırabilir mi?

Evet, bu boyut tehlikelidir. Kişinin, hayal dünyasındaki kendi ile gerçek kendiliği arasında ciddi fark oluşur. Sosyal ilişkileri bozulmaya başlar. Yalan söylemek bir hastalık değil, bir tür davranış bozukluğudur fakat kişi söylediği yalanlar ile yaşamaya başladığı andan itibaren bunu bir hastalık olarak değerlendirmeye almak gerekir. Kişinin günden güne gerçeklerle bağlantısı kopar. Dış dünyayı algılama biçimi bozularak psikoza gidiş olabilir. Bu noktadan itibaren olay psikiyatrik bir tablo hali arz eder ve tedavi edilmesi gereken bir durum olur.

Zararsız beyaz yalanlar ne zaman tehlikeli olur?

Beyaz ya da pembe yalan nedir? Buradan başlarsak, beyaz yalanın boyutu da kişiden kişiye göre değişir. Kişinin kendini korumak ve kaygıdan uzaklaşmak üzere söylediği yalanlar, bir başkasının hayatına zarar vermediği sürece beyaz yalan olabilir. Ya da bir başkasının kendini iyi hissetmesi ve mutlu olması için veya dargın iki kişinin (Örneğin evli çiftler, kardeşler) arasını düzeltmek için pembe yalanlar söylenebilir. Fakat bu ayrım sosyal bir varlık olan insanın kontrol edebileceği bir mekanizma değildir, dolayısıyla yalanın siyahı, beyazı, pembesi, kırmızısı olmaz. Diğer taraftan beyaz ya da pembe yalanlar, sadece geçici çözümler üretmekte kalmayıp aynı zamanda asıl problemin çözülmeden kalmasına da neden olabilmektedir.

Beynimiz çok sevdiği bir insanın yalanını yakalayıp hayal kırıklığı yaşadığında nasıl tepki verir?

Çok sevdiğimiz ya da önem verdiğimiz bir insanın yalanını ortaya çıkardığımızda şüphesiz bu her iki taraf için bir travma oluşturur. Buna bağlı olarak da yoğun bir kaygı ve anksiyete hissedilir. En önemlisi güven probleminin ortaya çıkmasıdır. Ama bazen de yaşanan travma bilinçaltı tarafından çeşitli bedensel arazlara ve yakınmalara dönüşebilir. Örneğin o zamana kadar herhangi bir şikayeti olmayan kişide, aniden şiddetli baş ağrısı, baş dönmesi oluşabilir hatta kendisini bir süre yatağa mahkum edecek bel ve boyun ağrıları ortaya çıkabilir.

Bir kişinin yalancı olduğunu biliyorsak ona nasıl davranmalıyız?

Bu tür davranış bozukluğu olan kişiler her zaman hayatımızdan çok kolay çıkartabileceğimiz kişiler olmayabilir, eşimiz, kardeşimiz hatta yöneticimiz, değerli bir çalışanımız bile olabilir. Bu durumda yapılması gerekenler, sorunu görmezden gelmek yerine direkt iletişim kurmaktır. Önemli olan kişinin rencide edilmemesi ve sorunun kişiselleştirilmemesidir. Bir diğer önemli hususta yalan söyleyen kişiyi, ikinci ya da üçüncü şahıslara anlatıp paylaşmadan bizzat kişinin kendisi ile irtibata geçmektir.

Kişiye herhangi bir onur kırıcı olay yaşatmadan, yalan söylediğinin direkt hissettirilmesi, kişinin kendisini düzeltmesi ve yanlıştan dönmesi ile sonuçlanabilir. Eğer buna rağmen yalanlara devam ediyorsa bu takdirde yapılacak en iyi şey iletişimin mümkün ölçülerde asgariye indirilmesidir. Yalan söyleyen kişiye karşı, ‘Sen’ değil ‘Ben’ dilinin kullanılması etkin olabilir. Örneğin, ergenlik çağındaki çocuğunuzun yalan söylediğini tespit ettiniz, başkalarının olmadığı bir ortamda konuşmak onu rahatlatacaktır. Diğer bir yaklaşım, konuyla ilgili açık uçlu sorular sormak olabilir.

Örneğin, okula gitmediği halde gittiğini söyleyen bir çocuğa ‘Öğretmenin okula gitmediğini söyledi bu konuda benimle paylaşmak istediğin bir şey var mı? Bana okulda olduğunu söylemiştin, ne düşünüyorsun?’ gibi yaklaşımlar çocuğun kaygısını azaltacak ve yaptığı davranışı sorgulatacaktır. Ayrıca yalan söyleyen bir çocuğa ‘Sen bana yalan söylediğinde ben çok üzüldüm, ben çok kaygılandım, ben seni merak ettim’ gibi bir açıklama ‘Sen hatalısın, sen hep bunu yapıyorsun, sen benim güvenimi hak etmiyorsun’… gibi yaklaşımlardan çok daha etkilidir. Direkt ‘Yalan söylüyorsun’ demek hiç bir fayda sağlayamayacağı gibi aynı zamanda husumet oluşarak diyalog imkanının kaybolmasına ve kişinin yalanları için pekiştirici araçlar bulmaya çalışmasına neden olabilir.

Yalan hastalığı (Mitomani)

Nadir de olsa bazı kişiler, yalan söylemeden duramazlar. Bunlar yalan söylemeyi gerektiren bir durum olmadığı halde, günlük hayatlarının her anında sürekli yalan söylerler. Daha da önemlisi yalan söylemek için dayanılmaz bir istek duyarlar. Hatta ödeyecekleri bedeli bilseler bile yalandan vazgeçmezler. Mitomani, yalan söyleme hastalığı olarak bilinir. Mitoman ise mitomaniye yakalanmış kişi demektir. Bu hastalığa sahip kişi amaçsızca ve düşünmeden karşısındaki insanlara yalanlar söyler.

Ne yazık ki, günlük hayatta mitoman kişilerin söyledikleri her zaman fark edilmiyor ve birçok insanı kandırarak yaşantılarına devam ediyorlar. Mitomanlık psikiyatride dürtü kontrol bozukluğu olarak tarif edilmekte olup alışveriş hastalığı, patolojik kumar gibi bir takım hastalıklarla bir arada anılmaktadır. Bu durumun özelliği kişinin yalan söylemek için, içinde büyük bir arzu-istek duyması, yalan söyleyince bir süre pişmanlık yaşaması ama sonra gene yalan söylemeye devam etmesi ile karakterize olmasıdır. Mitomanlar özellikle de yalan söyledikleri açığa çıktığında bile yalan söylemeye devam edip, yalan söylediklerini inkar etmeleri nedeniyle ‘Yüzüme baka baka yalan söylüyor’ sözüne muhatap olmakta ve bu nedenle dost ve arkadaşlarından tepkiler alıp arkadaşsız kalabilmekte ama buna rağmen yalan söylemeye devam edebilmektedirler.

Böyle patolojik yalan söyleyen kişilerin, bilinçaltlarında kendi gerçekçi benlikleri ile bir çatışma oluşturacak travmalar olması kuvvetle muhtemeldir. Çoğu zaman bu travmaların farkında da değillerdir. Böyle kişiler profesyonel destek almak zorundadırlar. Çeşitli terapi teknikleri ile travmanın düzeltilmesi, kişilerin yeniden gerçeklik boyutuna dönmelerini sağlayabilir.

Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

×

Merhaba!

WhatsApp üzerinden görüşmek için alttaki kısımdan iletişime geçiniz veya bize info@reemnp.com adresinden email gönderebilirsiniz.

× Merhaba, size nasıl yardımcı olabiliriz?