Dikkat! Sepetinizde ‘Korku’ Var!

Aristo Diyeti
24 Haziran 2019
Bana Trafikteki Duruşunu Söyle, Sana Kim Olduğunu Söyleyeyim
24 Haziran 2019
Tümü

Dikkat! Sepetinizde ‘Korku’ Var!

En önemlisi tehlike anında hızla stratejik çözümler geliştirmemizi sağlarız. Dolayısıyla korku duygusu bizi canlı tutar ancak korkulara teslim olmak da, mutluluğumuzu, sağlığımızı ve ekonomik hayatımızı tehlikeye atabilir. Hatta hayatımızın aşırı endişelerle her gün kabusa dönüşmesi mümkün bile olabilir.

İşte maalesef bir gerçek var ki; reklam kampanyaları ya da pazarlama stratejileri de çoğu zaman korkularımız üzerinden yürüyor. Sigorta şirketleri, otomobil firmaları, gıda üreticileri ve daha birçok sektör güvende hissetmeniz (ya da ürün ve hizmetleri satın almazsanız eksik hissedip hepten güvensizliğe kapılmanız) için çalışıyor. Elbette kimse evini su bassın, arabası ilk çarpışmada kâğıt gibi ezilsin istemez. Parasız kalırsak bizi geri çevirmeyecek bonkör bir banka olduğunu bilmek de içimizi ferahlatabilir ama güvenli, özgüvenli, cool ya da havalı hissetmek için sürekli bir şeyler satın almamız gerekiyorsa vay halimize!

Peki, endişelerimizi körüklemek kimlerin işine yarıyor?

Bir ürün ya da hizmeti kullanmazsak başımıza gelecek ‘Felaketleri’ şişire şişire anlatmak pazarlama dünyasının sıkça başvurduğu bir yöntem. Bilinçaltımızı esir alan korkuları keşfetmek ve üzerine oynamak onlar açısından son derece zekice. Özellikle gelecek korkusu, eğitim kurumlarından inşaat firmalarına kadar birçok sektör için güzel bir malzeme… Ölüm ve yaşlanma korkumuz ise sağlık kurumları kadar spor salonları ve güzellik merkezlerinin de işine yarıyor. Az sayıda şirket, iyi hissettirmek, artı değer sağlamak, kazanç getirmek gibi faydalara odaklanırken, çoğunluk korkulardan beslenmekte… Öyle ki, en basit kadın pedi reklamında bile rezil olma korkusunun izlerini görebilirsiniz.

Diğer taraftan alışveriş dünyası da kişisel korkularımızı kullanmanın yanı sıra panik yaptırmayı ihmal etmiyor. Çok avantajlı görünen kampanyalarda, kısıtlı zaman içerisinde az sayıda seçenek arasından hızla seçim yapmanız bekleniyor. Ne hikmetse avantajlı fiyatlar 200 kişilik bir turda hep son iki fırsat için geçerli… Kimi metin yazarları, kaybetme ya da geç kalma korkusunu çok güzel işliyor ama tüketici genellikle bu koşullar altında hızlı ve çoğu zaman yanlış kararlar alıyor. İndirim tarihlerini kaçırmak, sınırlı sayıda ürünle yapılan kampanyalara yetişememek, hedefteki kişiler için ciddi bir endişe doğurabilmekte.

Evini, iş yerini, arabasını, sağlığını sigortalamış bir insan düşünün; bu kişinin aldığı tedbirler gayet normal gibi görünse de hayatındaki her şeyi sigorta ile teminat altına almak bir yandan da yaşanılan dünyaya karşı büyük bir güvensizlik değil midir?

Bu güvensizliğin ne kadar manevi boşluk oluşturacağı ve özgürlükleri ne kadar kısıtlayacağı apaçık ortada değil midir?

Sigortacılar hemen bana kızmasın, ben imkânınız varsa yaşamınız için tedbir almayın demiyorum. Sadece bütün dünyayı kontrol altına almaya çalışan bireyin yaşadığı ruhsal gerilimden bahsediyorum. Oysa hiç kimsenin böyle bir gücü yok.

Elinizden geleni yapın, tedbir de alın ama başkalarının sizi sürekli korkutarak kararlarınız üzerinde etkili olmasına izin vermeyin. Tedbir aldığınızda da kendinizi garantide zannetmeyin. Hayat içinde çok ‘Kör noktalar’ var. İyi niyetli, sorumluluk sahibi ve çalışkan olduktan sonra yaşadığınız her sorun, sizin için ruhsal tekamül fırsatları sunabilir.

İlk bakışta felaket gibi gözüken pek çok olay, başkalarının acısını anlayabilmek ya da başka birinden yardım kabul etmeyi öğrenebilmek için faydalı olabilir. Sigorta yaptırın ya da yaptırmayın ama ne olursa olsun, yaşama güvenin!

Hayattaki odak noktanız ve hâkim frekansınız, korku ve gerilim değil sevgi ve güven olsun.

Eğer tüketim dünyasına izin verirseniz en güvenli sitedeki son 2 daire, açılışa özel fiyatları nedeniyle gün doğmadan önce kapısında kuyruk oluşan teknoloji marketleri ve daha binlerce ‘Sınırlı sayıda üretilmiş’ ürün, peşinden koşmanız için sizi bekliyor.

Benim önerim ise aşırı tüketime karşı biraz daha az materyalizm biraz daha fazla sevgi ve özen.

Mesela bir kadın, gereksiz yere pahalı çizme modellerine bakmaya başladığında ya da bir erkek arabasını değiştirmek istediğinde yeniden düşünmeli. Daha çok para harcayacaksınız ve bu ek bütçeyi oluşturabilmek için daha uzun saatler çalışacaksınız. Böylece sevdiklerinizden ayrı kalacak ve daha büyük bir iletişimsizlik yaşayacaksınız. Birkaç gün ya da belki bir iki ay sürecek bir keyif için yalnızlaşmaya değer mi?

Her alışverişinizde bu soruyu aklınıza getirirseniz çoğu zaman yeni bir çizme ya da araba gibi bireysel tüketim yerine ailenizi ve sevdiklerinizi mutlu etmeye yönelik kararlar alacağınızdan eminim. Bu da toplumsal bazda çok daha iyi bir iletişim oluşturmak adına oldukça önemli.

Özellikle kentlerde bugün gelinen noktada insanlar bireysel olarak öne çıkmak adına estetik salonlarında ya da kıyafet alışverişinde çok yüksek paralar harcayıp birbirlerine bir fincan kahve ısmarlamayı, günaydın demeyi bile çok görüyorlar.

Evet, bireysel bir çağdayız ama bu kadarı da fazla değil mi?

Demiyorum ki, sadece tüketim odaklı ekonomik yaklaşım gelecek kaygılarımızı tetikliyor; zaman zaman dışarıdan en ufak bir etken olmasa bile kaygının şiddetli kasırgasına tutulabiliyoruz. Sondan başa doğru giden zihin, işsiz kalmak, parasız kalmak ya da yalnız ölmek gibi birçok ihtimalin endişesiyle çevrili… Bu olumsuz senaryolar bugüne dair kararlarımızı etkiliyor ve bizi daha güvenli olabileceğine inandığımız adımları atmaya itiyor. Seçenekler arasında iyice çaresiz hale gelmezsek tabii… Birçok araştırma, insanların ekonomik kararlarını tahmin edildiği gibi ‘En rasyonel’ şekilde alamadığını ortaya koymakta. Örneğin zihnimiz hala 999 TL’nin, bin lira kadar pahalı olmadığına inanmaya devam ediyor.

Davranış ekonomisi ya da nörofinans-nöropazarlama gibi alanlar için bu, enine boyuna incelenebilecek önemli bir konu… Gerçekçi olmamız iyi ama kendi halet-i ruhiyemizden kaynaklanan aşırı kötümserlik ya da aşırı iyimserlik, risklerin yanlış değerlendirilmesine ve kişilerin düşük yararlar sağlamasına veya hepten zarar etmesine neden olabiliyor. Daha basitçe ifade etmek gerekirse verdiğimiz finansal kararlar duygularımızdan etkilenmekte.

Eğer nöropazarlamaya pazarlamacıların gözünden değil de aşırı borç yükü altında ezilmekten çekinen, her an kendisi, ailesi ya da çalışanları için güvenli bir gelecek inşa etmek durumunda olan bizler açısından bakalım. Tüketici duygularını ve derin iç görüyü insanlara sormadan masaya getiren; bazen korkudan kaçınma bazen de korkuyu tetikleme yoluyla satış stratejileri geliştirdiğini fark edebiliriz.
Sanırım tüketici olarak nöropazarlama gibi bilimlerden faydalanmanın en iyi yolu, araştırma sonuçlarına bakarak kendi farkındalığımızı artırmak ve gereğinde aşırı tüketimi engelleyecek şekilde üzerimize kalkan yapmaktır.

Sonuçta ülke ekonomisi, birey olarak bizlerin ekonomik yaklaşımlarından şekillenir. Bizler israfsız ve savurgan olmayan bir strateji izlersek, kısacası ayağımızı yorganımıza göre uzatırsak ülkemiz de kalkınıp refaha yürüyecektir.

NOT: Bu konuda daha fazla bilgi edinmek isteyenler ‘’Korku Ve Ötesi’’ kitabımızdan yararlanabilirler.

Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

×

Merhaba!

WhatsApp üzerinden görüşmek için alttaki kısımdan iletişime geçiniz veya bize info@reemnp.com adresinden email gönderebilirsiniz.

× Merhaba, size nasıl yardımcı olabiliriz?